| deal |
{di:l}
- {N} davranış, muamele, yöntem, alışveriş, pazarlık, anlaşma, kâğıt dağıtma, miktar, daha da fazla olma, çam tahtası, çam kerestesi
- {V} ilgilenmek, meşgul olmak, uğraşmak, değinmek, iş yapmak, alışveriş etmek, dağıtmak, kâğıt dağıtmak, uyuşturucu işi yapmak, vurmak, ele almak
|
|
| a good deal of |
|
|
| a great deal |
- {A} bir hayli, oldukça çok
- {ADV} çok daha
|
|
| a great deal of |
|
|
| big deal! |
- {INTRJ} büyük marifet!, ne farkeder ki!, bana ne!
|
|
| good deal! |
- {INTRJ} iyi iş!, fena değil!, idare eder!
|
|
| it's a deal! |
- {INTRJ} anlaştık!, tamam!
|
|
| make a deal |
- {N} anlaşma yapmak, uzlaşmak
|
|
| New Deal |
- {NPR} yeniden: Yeniden Yapılaşma [Amer.]
|
|
| no big deal |
- {N} hiç önemi olmayan şey, önemsiz şey
|
|
| no deal! |
- {INTRJ} olmaz!, olacak iş değil!
|
|
| deal a blow at smb. |
|
|
| deal out |
|
|
| deal smb. a blow |
|
|
| have suffered a great deal |
- {V} çok çekmek, çok acı çekmek
|
|
| package deal |
- {N} paket anlaşma, birçok konuyu içeren anlaşma
|
|
| raw deal |
- {N} haksız muamele, haksızlık
|
|
| square deal |
- {N} dürüst pazarlık, insaflı davranış
|
|
| a good deal |
1. çok: That cost him a good deal. Ona pahalıya mal oldu. Its climate is a good deal like Cairo´s. Havası Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili kelepir. 3. k. dili iyi bir şey. |
|
| a good deal/a great deal |
birçok, bir hayli. |
|
|