Osmanlıca » Türkçe  |
Yukarı  |
| ESİR |
Birbirine yakın olmak, mütekarib. |
|
|
|
| ESİR |
Bütün kâinatta bulunan ve her tarafı kaplamış olan lâtif madde. Elektrik, ışık ve hararetin yayılmasına
vasıtalık eden madde. Görülmeyen ve varlığı bütün ehl-i ilimce kabul edilen lâtif, rakik, elâstikiyeti hâiz seyyal
madde.("İkisi de birbirine bitişikti, sonra ayrı ettik." mânasında olan $nın ifadesine nazaran, manzume-i
şemsiye ile arz, dest-i kudretin madde-i esiriyeden yoğurmuş olduğu bir hamur şeklinde imiş. Madde-i esiriye,
mevcudata nazaran akıcı bir su gibi mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir. $ âyeti, şu madde-i
esiriyeye işarettir ki, Cenab-ı Hakk'ın arşı su hükmünde olan şu esir maddesi üzerinde imiş; esir maddesi
yaratıldıktan sonra, Sâniin ilk icadlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esiri halkettikten sonra, cevahir-i
ferd'e kalbetmiştir. İ.İ.) |
|
| ESİR |
Kul, köle. Harpte teslim alınan düşman. Teslim olan. |
|
| EŞİR |
Pek sevinçli, çok mesrur. * Kibirli, mütekebbir kimse. |
|
|
Osmanlıca » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
|
|