İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| bail |
{beıl}
- {N} kefil, kefalet, teminât, çember, kulp
- {V} kefaletle serbest bırakmak, kurtarmak, emanet etmek, suyunu boşaltmak (kayık)
|
|
|
|
| bail |
i. (tekneye giren suyu boşaltmak için kullanılan) kova, maşrapa v.b.
f. 1. tekneye giren suyu kova, maşrapa v.b. ile boşaltmak. 2. out (tekneye) giren suyu kova, maşrapa v.b. ile boşaltmak; tekneye giren (suyu) kova, maşrapa v.b. ile boşaltmak. 3. out (uçaktan) paraşütle atlamak. 4. out k. dili (zor bir durumdan) sıyrılmak/kaçmak. |
|
| bail |
i. huk. 1. (sanığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi, kefalet. 2. kefaletle tahliye edilme.
f. |
|
| bail |
i.
f. (huk). kefil; kefalet; kefalete bağlanma; kefaletle tahliye; tahliye için kefalet, teminat;
f. bir kimseye kefalet ederek tahliyesini temin etmek; mevkufu kefile teslim etmek; emanet etmek, tevdi etmek, sorumlu olmak. bail bond kefaletname. bail out kefalet ödeyerek tahliye ettirmek. go bail ABD, argo kefalet etmek. |
|
| bail |
i.
f. kayıktan su boşaltmaya mahsus tas; çember kulp, halka; tente desteği; ahır bölmesi; kriket oyununda kullanılan çubuk;
f. kayığın suyunu boşaltmak. bail out tayyareden paraşütle atlamak. bailer
i. kayığın suyunu boşaltan kimse; (kriket) sipere vuran top; (huk). bir kimseye emanet para veren kimse. |
|
|
İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| admit to bail |
- {V} kefaletle serbest bırakmak
|
|
| allow bail |
- {V} kefaletle serbest bırakmak, kefalete izin vermek
|
|
| be on bail |
|
|
| be out on bail |
- {V} kefalet ödeyip çıkmak, kefaletle kurtulmak
|
|
| find bail |
|
|
| forfeit one's bail |
- {V} kefalet hakkını kaybetmek
|
|
| go bail for smb. |
- {V} kefil olmak, kefaletini ödemek
|
|
| grant bail |
- {V} kefaletle serbest bırakmak, kefaleti kabul etmek
|
|
| jump bail |
- {V} kefalet hakkını kötüye kullanıp kaçmak
|
|
| on bail |
|
|
| release on bail |
- {N} kefaletle serbest bırakma
- {V} kefaletle bırakmak, kefaletle serbest bırakmak
|
|
| bail out |
- {V} kefaletle serbest bırakmak, kefaletle kurtarmak, kefaletini ödeyip kurtarmak, kurtarmak, paraşütle atlamak
|
|
| bail out a company |
- {V} sermayeyi artırarak iflastan kurtarmak
|
|
| bail out water |
- {V} kayığın suyunu boşaltmak
|
|
| bail s.o. out |
birine kefalet ederek tahliyesini sağlamak. |
|
| bail s.o./s.t. out |
k. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. |
|
| go bail for |
-e kefil olmak. |
|
| go/stand bail for |
1. (sanığın) kefaletini yatırmak. 2. (sanığa) kefil olmak. |
|
| grant s.o. bail |
birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. |
|
| jump one´s bail |
kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. |
|
|
|