• sözlük
  • dictionary
  • wörterbuch
  • çeviri
New Layout
Text Translation
Old Layout
Web Search
WORD
     

Google Translate
WORD
     
Language selection
»
|

English » Turkish Top
full Hear! {fʋl}
  • {A} dolu, tam, tok, etine dolgun, balıketi, bol, geniş, meşgul, öz, elinden gelenin en iyisi, son
  • {N} doluluk, dolu şey, son had
  • {V} yıkayıp çektirmek, yıkayıp büzmek
full s.
1. (of) (ile) dolu: The glass was full. Bardak doluydu. The glass was full of water. Bardak suyla doluydu.
2. tam: full member tam üye. a full hour tam bir saat.
3. doymuş, karnı tok.
4. bol (giysi).
5. dolgun.
full s. dolu; meşgul; boş olmayan, tutulmuş; tok; tam, tüm; azami derecede; met; dolgun, büyük, şişman, iri; tamam, bütün; dolun (ay); kalın, pes (ses); bol, geniş. full back

i. futbol bek oyuncu. fullblooded

s. saf kan. fullblown

s. tamamen açmış; tam gelişmiş. fullbodied

s. kuwetli ve memnun edici derecede (içki). full brother öz erkek kardeş. full dress resmi elbise, frak. fullface

i. cepheden alınmış fotoğraf; (matb). kalın harf. fullfashioned

s. kesiksiz örülmüş. fullfledged

s. tüyleri büyümüş, tam olgunlaşmış; harekete geçmiş; tam yetkili. full gainer havada ters perende atarak suya dalma. full house tiyatro her yerin dolu olması; pokerde ful. fulllength

s. tam boy (portre). full membership tam üyelik asli üyelik. full moon dolunay. full nelson (güreşte) künde. full pay tam ücret veya maaş. full professor profesör. fullrigged

s. üç direkli tam armalı (gemi). fullscale

s. orijinal ebatta (suret, resim); bütün güçle yapılan (hücum, teşebbüs). full score (müz). her aletin çalacağı veya sesin okuyacağı notayı ayrı ayrı gösteren kitap. full speed tam sürat. full steam ahead son süratle ileri. full stop nokta; tam vuruş. full to overflowing, full to the brim ağzına kadar dolu, dopdolu. full up dopdolu. at full gallop dörtnala (at). chock full agzına kadar dolu. in full tam, etraflı. full blast in full swing bütün kuvvetiyle (çalışmak). in full view herkesin önünde, aleni olarak, görünürde. fully

z. tamamen; tamamıyle, tastamam, tam.
full f. (çuhayı) dibek içinde kül ve sabunla dövüp yıkamak, çırpmak; bol bırakarak dikmek veya dikilmek (elbise).
full i. bir şeyin dolusu, bir şeyin olgunluk mertebesi. to the full son haddine kadar, tamamıyle.

English » Turkish Indirect results Top
full of action
  • {A} hareketli, faal, çalışkan
full age
  • {N} reşitlik yaşı, aklın kemale erdiği yaş
of full age
  • {A} reşit, ergin
full speed ahead
  • {PHR} tam yol ileri
full of beans
  • {ID} enerjik, keyfi yerinde, canlı, neşeli
full blood
  • {N} safkan
full board
  • {N} TP, pansiyon: tam pansiyon
brim-full {'brımfʋl}
  • {A} hıncahınç
in full career
  • {A} tüm hızıyla, son süratte
chock-full Hear! {'tʃɒkfʋl}
  • {A} tıklım tıklım, dopdolu
come full circle
  • {V} dönüp dolaşıp aynı noktaya gelmek, tam bir dönüş yapmak
at full cock
  • {A} tetikte, ateşe hazır
full complement
  • {N} tam kadro, tüm
cram-full {'kræmfʋl}
  • {A} tıka basa dolu, dopdolu
full dress
  • {N} frak, resmi kıyafet, tören elbisesi
endorsement in full
  • {N} tam ciro
in full feather
  • {A} tüyleri çıkmış, keyfi yerinde
at full fling
  • {ADV} son hızda
full fling
  • {N} son hız
be full
  • {V} dolu olmak, dolmak

Turkish » English Indirect results Top
full servis çamaşırhane
  • {N} laundry: full-service laundry
full duplex full duplex
full duplex iletişim full duplex communication
Full duplex modem Full duplex modem
full servis çamaşırhane full service laundry n.