| DEREM |
f. Akçe, para. |
|
| DEREM |
Baldır etli olduğundan dolayı topuğun görünmeyip belirsiz olması ve sâir kemiklerin etlilikten belirmeyip
örtülmesi. * Ağızdan dişlerin dökülüp yerini et bürüyüp belirsiz olması. * Davarın yavaş yürüyüp adımlarını
birbirine yakın atması. |
|
| DEREM-GÜZİN |
f. Sarraf. |
|
| DİREM-SERA |
f. Darbhâne, para basılan yer. |
|
| GAZEL-SERA |
f. Nazım şekilleri arasında gazel meydana getiren. |
|
| HÂCE-SERA |
f. Haremağası, hadımağası. |
|
| KA'SERE (KA'SERÂ) |
Yoğun, sağlam, kalın, katı. |
|
| KASİDE-SERÂ |
f. Kaside söyliyen, kaside yazan. |
|
| NAĞME-SERA |
f. Türkü okuyan, şarkı söyleyen. |
|
| SERA |
Yer, toprak. Arz. * Malı çok olmak. Zengin olmak. |
|
| SERA |
f. "Şarkı söyleyen" mânasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Nağme-serâ $ : Şarkı söyleyen,
nağme söyleyen. |
|
| SERA' |
Yay yapımında kullanılan bir ağaç cinsi. |
|
| SERA-PERDE |
f. Saray perdesi. Eskiden harem dairesinin önüne çekilen büyük perde. * Padişah çadırı, otağ. |
|