Osmanlıca » Türkçe  |
Yukarı  |
| HASM |
Kesip atma, kesme, kat'etme. * Kat'i olarak bir mes'eleyi hâlledip neticeye varma. |
|
|
|
| HASM |
(Hasım) Muhâlif. Karşı taraf. Düşman.(Eğer hasmını mağlub etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele
et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder, zâhiren mağlub bile olsa, kalben kin
bağlar, adaveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen nedâmet eder, sana dost olur. M.) |
|
| HASM |
Atâ etmek, hediye vermek. * Ovmak. |
|
| HAŞM |
İncitmek. * Gadaplandırmak, hiddetlendirmek. |
|
|
Osmanlıca » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| HASM-I BÎAMAN |
Amansız düşman. Merhamet bilmeyen düşman. |
|
| HASM-I CA'LÎ |
Huk: Hakikatta hasım olmadığı halde, hasım imiş gibi hâkim önünde husumeti kabul eden kimse. |
|
| HASM-I DA'VÂ |
Dâvânın halledilmesi. |
|
| HASM-I EKBER |
En büyük düşman olan şeytan. |
|
| HASM-I ELEDD |
İnatçı düşman, muannid hasım. |
|
| HASM-I MÜTEVARÎ |
Huk: Mahkemeye gelmekten ve vekil göndermekten çekinen kimse. |
|
|
|